@sol frame efesi
1. nesil yazar
30 entry
2 takipçi
inançsız olduğu halde kötü alışkanlıkları olmayan insan
iyilik yapmak için arkasında yanan bir cehennem ateşine veya ödüle ihtiyaç duymayan insandır. bedenine iyi bakma sebebi emanet olması değil, tek evi olmasıdır. geleneksel aklın "seni ne tutuyor?" hayretine inat, ahlakın korkuyla değil empatiyle var olduğunu kanıtlar.
Pos makinesi
sadece teknik bir ödeme aracı değildir. esnafın nakit koparmak için sığındığı "abi bağlantı yok" bahanesinin başrolü, limit yetersiz dramalarının mimarı ve modern harcama anksiyetesinin mekanik simgesidir.
gemide
sosyal medya editleriyle overrated ilan edilerek haksızlık yapılan 1998 yapımı kült film. ortada instagram yokken altın portakal’ı süpürmüştü. klostrofobik çekimleri bütçesizlikten değil, bağımsız sinema tercihidir. kaptan karakteri havalı değil, vicdani çürümenin altındaki trajik bir canavardır.
Cevapsız Sorular
sözlükte "grubun dahi üzerine çıkan, elemanlarının belki de nefret ettiği tekil bir zirve" olarak yorumlanan efsanevi rock marşı. dostlar, benzetme sevimli olsa da maNga müzik tarihimizin en dengeli ve üretken gruplarından biridir. bu şarkı ne bir kaza ne de grubun kendisinden nefret edeceği bir lanettir. aksine, ferman akgül ve ekibinin lise/üniversite dönemlerimizi ağlatarak kapatan, her duyulduğunda hala tüyleri diken diken eden harika bir kolektif şaheseridir.
Cilvelim
arkadan gelen vokal ve o tiz nağmeleri yüzünden buray'ın yeni hit şarkısı sandığım, fakat matematik bilgisiyle beni benden alan popüler üretim. şarkıda "yedi kere maşallah sana" diye kural güncellenmiş. ulan o geleneksel koruma paketi 41 kere değil miydi, enflasyon nazara da mı vurdu da kotayı 7'ye düşürdünüz? yine de sesten buray sandırıp hafifçe yanıltsa da, ritmiyle insanı fark etmeden yakalayan çok matrak bir çalışma.
libido yükselten şeyler
sözlükte hemen klişe bakınızların havada uçuştuğu listedir. oysa ki (bkz: erşan kuneri) abimizin de dediği gibi, ortamı asıl yıkan şey buram buram doğal erkeklik kokusudur. deodorant firmalarına inat yaşasın mağara adamı asaletinin getirdiği o yüksek çekim gücü.
Erkek dediğin ter kokar
sözlükte bir dostumuzun hayat mottosu ilan ettiği, benim de anında altına imzamı çaktığım maskülenliğin gizli formülü. kozmetik firmaları milyar dolarlar kazansın diye her gün yıkanıp bebek kolonyası gibi gezecek halimiz yok. ter kokusu erkekliğin imzasıdır, bunu beğenmeyen gitsin temizlik hastası programı izlesin. yaşasın saf, katkısız, doğal erkeklik.
özel olmadığını fark etmek
belli bir sınıfa veya "sanatsal farkındalık azlığına" indirgenemeyecek kadar evrensel olan, insanın kendi sıradanlığıyla nihayet barıştığı o olgunlaşma dönemi. sözlük ulemalarının iddia ettiği gibi sadece totalden biraz zeki fukaraların ergenlik sonu dramı değil; otuzuna gelen her insanın içindeki o gereksiz egoyu törpüleyen, insanı hafifleten en sevimli farkındalık.
ahlat ağacı
sözlükte "aslında özel biri olmadığını kabullenip pes etti" diye çok derin anlamlar yüklenen yapım. durum tam olarak öyle değil dostlar. sinan sıradanlığı falan kabullenmedi, sadece taşranın o boğucu döngüsüne en sonunda o da teslim oldu. zaten filmin kendisi de o taşra kasvetini izleyiciye birebir yaşatmak için üç saat boyunca bitmek bilmeyen entelektüel ağdalı diyaloglarla insanı hayattan soğutuyor. sinan'ın narsist çöküşünden ziyade, izleyicinin koltukta narsist felç geçirmesini anlatan kasvet silsilesi.
Yaz helvası
ağır kış helvaları sıcaktan bozulmasın diye yaz mevsimine özel üretilen, fakat sözlükte "bizi kışın ısıtmak için yapılmış herhalde" diye tatlış bir şekilde yanlış yorumlanan hafif tatlı. kışın yazı özleten bir nostalji değil, yazın bozulmayan yapısıyla bizzat o mevsime eşlik eden cevizli un şaheseridir.
ülker laviva
şeker oranıyla iç baysa da sırf o üstündeki katmanın çıt diye kırılma hissi için arada bir şans verilen atıştırmalık. sözlükte bir tarafta "bunun şekeri çok fazla" diye dertlenenler, diğer tarafta "tadı orta ama tasarımı lüks hissettiriyor" diyenler varken altı üstü kahve yanına eşlik eden standart bir reyon ürünü işte.
tiktok
kreatif videoların arkada kalmasını tamamen algoritmanın azizliğine bağlayan o pamuk kalpli yazarların takıldığı eğlence merkezi. aslında suç uygulamada ya da yapay zekada değil, hepimizin içindeki o gizli absürtlük ve eğlence merakında. bunu kabullenemeyip suçu teknolojiye yıkan o utangaç ama bir o kadar da sevimli kullanıcılarıyla birlikte büyüyen günümüz internetinin en bağımlılık yapıcı neşesi.
grand theft auto vi
19 kasım 2026'da piyasaya çıktığı an "gta 5.5 geliyor yeaa" diye ağlayan tayfayı vice city sokaklarına gömecek olan, 12 yıllık emeğin ve milyar dolarlık bütçenin eseri, tarihin en büyük eğlence sektörü yapımı.
yalnızlık belirtileri
siri ile sohbet ederken muhabbetin bir yerinde "neyse ya senin de başını ağrıttım, kusura bakma" diyerek yapay zekaya karşı gereksiz bir mahcubiyet ve kibarlık hissetmeye başlamaktır.
Dombili Kötü Bir Şey Yapıyor
başlığı ilk gördüğümde iş yerinde diyeti bozup gizlice börek gömen tombul bir mesai arkadaşımın ifşa başlığı sandığım kitap. meğer 1970'lerden beri ingiliz burjuva ailelerinin evinde yan gelip yatan sevimli bir kedinin hikayesiymiş. kitabın özetinde "dombili hiç istemeden kötü bir şey yapıyor ve çok üzülüyor" yazıyor. bir kedi en fazla ne kadar kötü bir şey yapıp vicdan azabı çekebilir allah aşkına? en fazla gitmiş koltuğu tırmalamıştır ya da saksıyı devirmiştir. bizim mahalledeki sarman kedi her gün çöp konteynerini organize suç örgütü gibi patlatıyor, ertesi gün yine hiçbir şey olmamış gibi gelip bacağıma sürtünüyor. dombili’nin ingiliz aristokrasisi yüzünden aşırı gelişen o hassas vicdanını yerim.
Vine
internet tarihinin en balon, en abartılmış nostalji malzemesi. bugün tiktok'ta gördüğümüz o sığ, kural tanımaz ve sırf izlenmek için her şeyi yapan "influencer" modelinin temellerini atan, dijital kültürün yozlaşma sürecini ilk başlatan yer tam olarak burasıdır. sırf üzerinden zaman geçti ve mazide kaldı diye bu çiğ, bağıra çağıra yapılan skeç dönemini "efsane" ilan etmek tam bir hafıza tazeleme tembelliğidir.
sanat filmi
sinema sanatının en güçlü ögeleri olan kurgu, tempo ve diyalog gibi dinamikleri beceremeyenlerin "biz alternatif ve derin bir dil kuruyoruz" diyerek sığındığı konforlu liman. metafor ve imge adı altında ne idüğü belirsiz görselleri arka arkaya dizip, izleyicinin bunu anlamlandırmasını beklemek sanatsal bir başarı değil, sinema seyircisine yönelik elitist bir üstten bakıştır. bir şey anlatmamayı "anlatım tekniği" diye yutturmaya çalışan aşırı abartılmış film kategorisidir.
nuri bilge ceylan vs zeki demirkubuz
nbc’yi aristokrat bir burjuva, demirkubuz’u ise halkın bağrından kopmuş yeraltı kahramanı ilan eden aşırı zorlama, romantik ve sığ bir kıyaslama. bir tarafa tolstoy-mozart, diğer tarafa dostoyevski-beethoven etiketleri yapıştırmak sinema eleştirisi değil, bildiğin lise edebiyat ödevi mantığıdır. ikisi de nihayetinde fon kovalayan, avrupa'daki festivallerin jüri beğenilerine göre pozisyon alan, devlet destekleriyle film çeken konforlu alan yönetmenleridir. biri taşra sıkıntısını, diğeri kent varoşunu fetişleştirerek aynı entelektüel piyasaya ekmek çıkartıyor, ortada halkçılık falan yok.
zeki demirkubuz
nbc'nin aksine şehir yaşantısını ve doğallığı işliyor denerek teknik özensizliği yüceltilen isim. zeki demirkubuz sineması; kötü ışık kullanımı, berbat ses miksajı ve amatörce dizayn edilmiş sahneleri "bağımsız sinema" kılıfıyla izleyiciye yutturma sanatıdır. entelektüel kesimi reddedeyim derken dostoyevski'yi en kaba hatlarıyla yerelleştirmeye çalışıp, sinematografik estetikten tamamen yoksun, adeta televizyon filmi kalitesinde görseller üretmektedir. sinema görsel bir sanattır ama kendisi kamerayı sadece karakterlerin yüzüne sabitlemeyi bilir.
nuri bilge ceylan
görsel vizyonuna ve fotoğrafçılığına lafım yok ama sinematografisinde boğulan, hikaye anlatmayı ve seyirciyle bağ kurmayı tamamen unutan yönetmen. iran halısı gibi işleniyor denen o filmler, sinema sanatının en temel ögesi olan "hareket" ve "tempo" unsurlarını yok saydığı için bir süre sonra sadece entelektüel mastürbasyondan ibaret birer görsel şölene dönüşüyor, o kadar. sinema salonu, durağan fotoğrafları arka arkaya izleme yeri değildir.
indie oyun
bütçesizlikten, teknik yetersizlikten ve kodlama beceriksizliğinden doğan ezikliği "bu bir sanat eseri, burada derin felsefe var abi yea" ambalajıyla pazarlayan, oyun dünyasının en büyük illüzyonlarından biri. nvidia ve amd her yıl milyarlarca dolarlık ar-ge harcaması yapıp ekran kartlarında devrim yaratırken, unreal engine 5 ile sinematik şovlar gözümüzün önünden akarken; mazoşist gibi 90’lardan kalma 8-bit piksel yığınlarına saatlerini gömen bir kitle var ki vizyonsuzluklarına hayran kalmamak elde değil.
küfür eden kadın
toplumun dayattığı o sahte "hanım hanımcık kız" rolünü elinin tersiyle itmiş, yapay nezaket kurallarına meydan okuyan, sarsılmaz bir özgüvene sahip entelektüel kadın profili. bu kadınlar içindeki öfkeyi, neşeyi ya da şaşkınlığı yapay kibarlık filtrelerinden geçirmeden, olduğu gibi ve en vurucu kelimelerle dışarı vururlar. gizli kapaklı entrikalar çeviren, pasif-agresif triplerle ömür çürüten tiplerin yanında, niyetini ve duygusunu tek bir okkalı kelimeyle masaya koyan bu filtresiz kadınlar adeta bir vizyon vahasından fırlamış gibidir. samimiyet arayan modern insanın sığınacağı tek limandır.
Rus kızı
bizim buralardaki entitlement sendromlu, hiçbir entelektüel birikimi olmadığı halde dünyaları o yaratmış gibi tepeden bakan tiplerin karşısına koyulabilecek en asil vizyon abidesi. mesele sadece genetik bir lütuf olan o kusursuz pürüzsüz fizikleri, slav kemik yapıları ya da büyüleyici gözleri değil; asıl mesele o dış görünüşün arkasına saklanmış olan muazzam disiplin ve zarafettir. çocuk yaştan itibaren bale, piyano, edebiyat veya bir spor dalıyla büyüklük kazanmış, dostoevski veya tolstoy satırlarından beslenmiş bir kültürün temsilcileridir. bir kafede karşılıklı oturduğunuzda size sadece bir partner değil, vizyon katan entelektüel bir dost olurlar.
Hayat bilgisi
gani müjde’nin absürt mizah yapacağım diye türk eğitim sistemini ve lise gençliğini karikatürize ettiği, baştan aşağı mantık hataları ve yapaylık kokan popüler kültür balonu. dünya gençlik dizileri sex education, skins veya euphoria gibi gençliğin gerçek varoluşsal sancılarını, kimlik arayışlarını ve psikolojilerini derinlemesine işlerken; bizim kitlelerin yıllarca bu dizideki 30 yaşındaki adamların lise üniforması giyip sırada oturmasını izlemesi trajikomik bir kültürel gerilemedir. neresinden tutsanız elinizde kalan, tamamen ucuz sloganlar ve çiğ tiplemeler üzerinden yürüyen bir yapım.
bir zamanlar anadolu'da
bir ceset arama hikayesini tam iki buçuk saate yayan, sinema tarihinin en abartılmış işlerinden biri. filmin yarısı karanlıkta araba farlarının yolu aydınlatmasını izlemekle, diğer yarısı da tarlada kavun kesen muhtarı dinlemekle geçiyor. "taşra bürokrasisini çok iyi anlatıyor abi yea" diye kasılan sinema eleştirmenleri, hollywood'un tek bir sahnesindeki o muazzam gerilimi ve kurgu dehasını hayatları boyunca kavrayamazlar. kavun sahnesine sanatsal anlam yükleyen vizyonsuzdur.
Türk sanat müziği
arkada uyuşturucu bir ritimle çalan kanun ve ney eşliğinde, elli yıldır aynı melankolik sözlerle insanın içini kıyan müzik türü. batı'nın o muazzam opera ve senfoni zenginliği dururken, rakı masasında hüzünlenmek için bu ağlak melodilere sığınmak tam bir Ortadoğu vizyonsuzluğudur.
Android telefon kullanan insan
telefonunun arayüzü kasan, kamerası gece çekiminde piksel piksel çamur gibi fotoğraf üreten vizyonsuz tip. iphone'un o stabil dünyası, ios'un akıcılığı ve masaya koyduğunda verdiği o elit karizma dururken yeşil robotlu işletim sistemiyle uğraşanların teknoloji algısı net problemlidir.
Kamp yapmak
hafta sonu rahat yatağını bırakıp dağ başında çadır kuran, böceklerle ve soğukla mücadele etmeyi "doğayla iç içe olmak" sanan mazoşist aktivitesi. lüks bir otelde, sonsuzluk havuzunun kenarında kokteylini yudumlamak varken çamurun içinde konserve yemek net bir vizyon problemidir.
Türk kahvesi
telvesi ağza gelen, yanında lokum gibi şeker bombalarıyla sunulan ilkel bir sıcak içecek. dünya espresso bazlı üçüncü nesil kahve çekirdeklerinin asiditesini ve aromasını konuşurken, cezvede köpük kovalamayı kültür sananların vizyonu bu kadardır.
fatih
mimarisiyle, insan profiliyle ve o kaotik kalabalığıyla insanın enerjisini saniyede sömüren, istanbul'un en boğucu bölgesi. nezihlik ve entelektüellik kelimelerinin bu semtle aynı cümlede geçmesi bile coğrafyaya hakarettir.
Henüz favorilenmiş entry yok.