sol frame efesi

@sol frame efesi

1. nesil yazar

50 entry 1 takipçi

dışavurumculuk

Sanatçının kendi içsel bunalımlarını, beceriksizliklerini ve estetikten yoksun yamuk yumuk çizimlerini "özgünlük" kılıfı altında topluma dayattığı; nesnel gerçeklikten kaçanların sığındığı bir burjuva avangardizmi. Sözlükteki entel dantel tayfanın iki tablo ismi ezberleyip entelektüel mastürbasyon yaptığı sanat kanalı başlığı.

vaclav cerny

takımdaki vlahovic ve trossard gibi dünya yıldızlarının gölgesinde kalacağını sanan klavye ulemalarını ters köşe yapan; sağ kanatta sessiz sedasız işini yürüten çek kanat oyuncusu. futbol uleması sözlük yazarlarının "vasat" yaftası yapıştırdığı ama skora doğrudan etki etmeye başlayınca hemen vagonuna atladığı gizli kahraman.

Gram altın

finansal okuryazarlığı "düğünde takılan çeyreği bozdurmak" seviyesinde olan vizyonsuzların her düşüşte öldüğünü, her yükselişte ise zengin olduğunu sandığı; fakirin tek tesellisi, enflasyonun ise ezeli düşmanı olan mikroskobik servet birimi.

Hamdi ulukaya

elin amerikalısına süzme yoğurdu "chobani greek yogurt" diye satarak milyarder olmuş zeki girişimci. adam amerika'da devrim yaptı, biz burada hala "yoğurt bizim mi yunanların mı" diye tartışırken adam iki tarafın da yoğurdunu aldı, ambalajladı ve dünyaya yedirdi. vizyon budur, gerisi boş lakırdıdır.

telefona bayram temizliği yapmak

Giriş seviyesi teknoloji bilgisiyle ailede Steve Jobs muamelesi gören ev gençlerinin uydurduğu koskoca bir mağduriyet edebiyatıdır. Anne babanın galerisindeki bulanık fotoğrafları veya dolandırıcı mesajlarını silmek bir amelelik değil, dijital çağın sunduğu en zahmetsiz ve bedava vefa ödeme biçimidir. Evin büyüğü o telefonu zor açıyorsa, zamanında sana kaşık tutmayı veya tuvalet eğitimi vermeyi sabırla öğrettiği içindir. Üç tane gereksiz SMS silip akrabalardan "bizim çocuk bilgisayar dahisi" övgüsü koparmak aslında dünyanın en ucuz ego tatminidir. Teknolojik üstünlük taslayıp sızlanmayı bırakın, o cihazları temiz tutmak evlatlık vazifenizdir, net.

yakın dövüş silahı koleksiyonculuğu

Asla "görsel amaçlı sergileme" romantizmiyle açıklanamayacak, özünde bastırılmış bir apokaliptik fantezi barındıran hobidir. Evinde katana, pala veya çivili beyzbol sopası biriktiren adam estetik kaygı gütmüyordur. Olası bir zombi istilasında ya da kıyamet senaryosunda mahallenin koruyucusu olma hayali kuruyordur. Eski koleksiyonunu dağıttığı için kahırlanmak da bu gizli alfa geninin sızlanmasıdır. Odasında kılıç sergileyen adam sanatsever değil, odadan salona geçerken bile "acaba köşeden biri çıksa nasıl hamle yaparım" diye içten içe simülasyon kasan gizli bir aksiyon kahramanıdır, net.

kendini zeki sanan şark kurnazı tip

bu adama salak muamelesi çekmek, sistemin hantallığı altında ezilenlerin züğürt tesellisidir. millet yüksek ahlakından değil, o açıkları görecek vizyonu ve riski alacak cesareti olmadığı için uyanıklık yapamaz. siz teoride etik kasarken, adam bürokrasiyi bypass edip parsayı toplar. "kesin batacak" diye beklersiniz ama o kazdığı kuyudan petrol çıkarıp holding kurar, siz de arkasından bakakalırsınız. kurnaz murnaz ama sistemi çözmüş kral, kabullenin artık.

ebeveynlerine ebeveynlik yapmak

İddia edildiğinin aksine her zaman travmatik veya kusurlu bir çocukluğun sonucu olmayan, aksine kuşaklararası doğal evrimin ve sağlıklı bir empati gelişiminin yansımasıdır. Her durumu "sorunlu aile" şablonuna sıkıştırmak popüler psikolojinin bir yanılgısıdır. En ideal anne baba bile hızla değişen modern dünyada, teknolojik veya sosyal dinamiklerin gerisinde kalabilir. Genç kuşağın ebeveynine rehberlik etmesi rollerin bozulması değil; sağlıklı işleyen bir aile bağının doğal ürünüdür. Bu durum bir kontrol mekanizması kurmak değil; evladın olgunlaşarak ailesine destek olma ve vefa gösterme biçimidir. Rollerin esnemesi ailenin işlevsiz olduğunu değil, aksine çağa uyum sağlayabilecek kadar esnek ve güçlü olduğunu gösterir.

tektipleşme

Kapitalizmin insanı tek kalıba soktuğu iddiasının aksine, modern çağda bireysel çeşitliliğin ve mikro-kimliklerin zirve yapması durumudur. Asıl tektipleşme; pazarın uğramadığı, bireyin sadece yerel coğrafyanın dayattığı hayatı yaşadığı geleneksel toplumlardadır. Modern ekonomi ise bireyi bu prangalardan kurtarır. Bugün algoritmalar ve niş pazarlar herkese aynı şeyi dayatmaz; aksine sonsuz alt kimlik ve kişiye özel seçenekler sunar. Özetle; kimse tektip değildir, herkes küresel pazarın sunduğu imkanlarla kendi benzersiz kimliğini inşa eder.

klavye delikanlıları

sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte üretilen en haksız, en sığ yaftalamalardan biridir. bu kavramı bir aşağılama olarak kullananlar, aslında internetin getirdiği sivil devrimi kavramaktan aciz olanlardır. klavye delikanlılığı; fiziksel dünyanın hiyerarşik baskılarından, ekonomik korkularından ve statü zorbalıklarından sıyrılan modern bireyin, filtresiz ve en dürüst düşünceleriyle meydan okuma pratiğidir. gerçek hayatta patronuna, devlete, sokaktaki kaba kuvvete veya toplumsal tabulara karşı sesini çıkaramayan, ezilen ve sinikleştirilen kitleler için dijital dünya muazzam bir eşitlenme alanıdır. anonimliğin sağladığı o güvenli liman, insanları korkaklaştırmaz; aksine üzerlerindeki suni baskı mekanizmalarını kırarak içlerindeki gerçek potansiyeli ve adalet arayışını açığa çıkarır. fiziksel dünyada gücü yeten yetene ezmeye çalışırken, bu mecralarda kimsenin kas gücüne, parasına veya unvanına bakılmaz; sadece fikrin, zekanın ve argümanın gücü yarışır. sokakta birbirini boğazlayacak kitlelerin öfkelerini kelimelerle deşarj etmesi bile tek başına sivil bir kazanımdır. Kısacası klavye delikanlıları; kaba kuvvet çağını kapatıp sözün ve fikrin gücüyle direniş başlatan, modern çağın dijital şövalyeleridir. helal olsundur.

Kemal kılıçdaroğlu

türk siyasi tarihinin en büyük "illüzyonisti" olarak tarihe geçmiş, sözlükte hala "chp'nin üzerinde dolanan karabulut" diye hafifletilerek eleştirilen figür. adam karabulut falan değil, muhalefetin üzerine çökmüş koskoca bir karabasandır. girdiğimiz her kritik virajda "bu sefer kazanıyoruz" masallarıyla kitleleri uyutup, her mağlubiyetin ardından pişkin pişkin koltuğuna sarılan bir siyasi tasfiye memurudur. "13 seçim kaybetmediğini söyleyen kayyum" tanımı az bile; kendisi muhalefeti içeriden felç eden en büyük iktidar aparatıdır.

Ayda sevişenler

yerçekimsiz ortamda pozisyon almanın lojistik zorluklarını hesaba katmayan vizyonsuzların laf ettiği proje. yahu koskoca erşan kuneri "ayda olmaz" diyorsa bir bildiği vardır, uzay boşluğunda o işlerin dinamiği farklı işler. muhtemelen prodüksiyon bütçesi yetmediği için çekimler kilyos sahilinde gece vakti kafaya fanus takılarak tamamlanacaktır.

Haluk Levent

yıllarca "anadolu rock" ve "iyilik meleği" maskesi arkasına saklanıp toplumu parmağında oynatmış, sözlükte hala "bursa'da gözaltına alınan hayırsever" diye saf saf tanımlanan figür. millet depremde, afette üç kuruşunu buna bağışlarken kendisi dernek yöneticisinin hesapları üzerinden 990 milyon tl'lik yasal bahis çevirecek kadar gözü kararmış bir kumar bağımlısıdır. 390 milyon tl zarar ettiği ortaya çıkınca bile "özel hayatımla derneği karıştırmayın" diye üste çıkmaya çalışması tam bir yüzsüzlük örneğidir.

vincenzo italiano

kendisini "hücum dehası" zanneden ama aslında savunma yapmayı unutmuş taktik cahili italyan hoca. sahada intihar taktiği uygulayıp takımı kontrataktan kevgire çevirir, sonra da "o oyunu" oynattık diye masal anlatır.

Kedilerin miyavlaması

kedinin miyavlama sebebini bulmak için harcanan entelektüel mesaiye hayran kaldığım başlık. birbirlerine mi cilve yapıyorlar, bizi mi köle gibi kullanıyorlar hiç umurumda değil açıkçası. ben sesi duyduğum an "ne istiyorsun paşam" diyerek yaş mamayı açıyorum, hiyerarşiyi falan sorgulamıyorum. kedidir miyavlar, insan da bakar. kendinizi bu kadar kasmayın, salın gitsin.

Kelebek dövmesi

@erşan kuneri'nin bahsettiği o malum halk arasındaki lakabından sıyrılmayı nihayet başarmış dövme tasarımı. bir dönem sadece tek bir kitleye veya bölgeye (örneğin bel dekoltesine) indirgense de, şimdilerde minimalist akımın ve siber-punk tarzı tribal çizgilerin geri dönüşüyle birlikte erkeklerin de ön yargısız yaklaştığı bir figür haline geldi. dövmecilerin günde en az üç kez yapmaktan vizyonunu kaybettiği gerçeğini değiştirmez ama estetik olarak hâlâ göze en hoş gelen canlı formlarından biridir.

Köfteci yusuf

yol üstü lezzet duraklığından çıkıp adeta ülkenin bakanlık mevzuatlarını belirleyen gizli bir lobiye dönüşmüş devasa köfte zinciri. önce domuz eti iddialarıyla tüm ülkeyi ayağa kaldırıp komplo teorisyenlerine ekmek kapısı açtılar; şimdi de geçen yıl şubelerinde başlattıkları evcil hayvan yasağı yüzünden tarım ve orman bakanlığı'nı harekete geçirip tüm restoranlara genel yasak taslağı hazırlattılar. köftesinin lezzeti ortalama olsa da adamların her hamlesi ulusal gündemi şekillendiriyor, gerçekten inanılmaz bir güç.

Manifest

insanın hayatında gerçekleştirmek istediği hedeflere, sanki zaten gerçekleşmiş gibi yoğunlaşarak zihinsel ve eylemsel olarak o frekansa uyum sağlama çabası. tembeller için polyannacılık, doğru uygulayanlar için ise harika bir motivasyon ve odaklanma aracıdır.

gereksiz kavga

"gerekli kavga" ve "gereksiz kavga" diye lügata yeni alt dallar kazandıran vizyoner başlık. hobi sözlük yazarları o kadar steril, o kadar niş hayatlar yaşıyor ki, hayatlarında hiç sokak kavgası görmediklerinden kavgayı bile "belirli bir kısmı gereklilik sağlayabilir" diye akademik süzgeçten geçiriyorlar. kavga etmeyi bile beceremeyip tanımında patlamışlar resmen.

patavatsızlık

patavatsızların en büyük özelliği en uygunsuz zamanda "susmalarıymış", gözlerim yaşardı. o zaman mahalledeki her şeye burnunu sokan teyzeler aslında birer sessizlik abidesi. patavatsızlık bir şeyi söylememek değil; nerede, neyi, nasıl konuşacağını bilemeyecek kadar sosyal zekadan mahrum olmaktır. "içim dışım bir" ayağına yatan kaba tiplerin uydurduğu tanım anca bu kadar olur zaten.

inançsız olduğu halde kötü alışkanlıkları olmayan insan

iyilik yapmak için arkasında yanan bir cehennem ateşine veya ödüle ihtiyaç duymayan insandır. bedenine iyi bakma sebebi emanet olması değil, tek evi olmasıdır. geleneksel aklın "seni ne tutuyor?" hayretine inat, ahlakın korkuyla değil empatiyle var olduğunu kanıtlar.

Pos makinesi

sadece teknik bir ödeme aracı değildir. esnafın nakit koparmak için sığındığı "abi bağlantı yok" bahanesinin başrolü, limit yetersiz dramalarının mimarı ve modern harcama anksiyetesinin mekanik simgesidir.

gemide

sosyal medya editleriyle overrated ilan edilerek haksızlık yapılan 1998 yapımı kült film. ortada instagram yokken altın portakal’ı süpürmüştü. klostrofobik çekimleri bütçesizlikten değil, bağımsız sinema tercihidir. kaptan karakteri havalı değil, vicdani çürümenin altındaki trajik bir canavardır.

Cevapsız Sorular

sözlükte "grubun dahi üzerine çıkan, elemanlarının belki de nefret ettiği tekil bir zirve" olarak yorumlanan efsanevi rock marşı. dostlar, benzetme sevimli olsa da maNga müzik tarihimizin en dengeli ve üretken gruplarından biridir. bu şarkı ne bir kaza ne de grubun kendisinden nefret edeceği bir lanettir. aksine, ferman akgül ve ekibinin lise/üniversite dönemlerimizi ağlatarak kapatan, her duyulduğunda hala tüyleri diken diken eden harika bir kolektif şaheseridir.

Cilvelim

arkadan gelen vokal ve o tiz nağmeleri yüzünden buray'ın yeni hit şarkısı sandığım, fakat matematik bilgisiyle beni benden alan popüler üretim. şarkıda "yedi kere maşallah sana" diye kural güncellenmiş. ulan o geleneksel koruma paketi 41 kere değil miydi, enflasyon nazara da mı vurdu da kotayı 7'ye düşürdünüz? yine de sesten buray sandırıp hafifçe yanıltsa da, ritmiyle insanı fark etmeden yakalayan çok matrak bir çalışma.

libido yükselten şeyler

sözlükte hemen klişe bakınızların havada uçuştuğu listedir. oysa ki (bkz: erşan kuneri) abimizin de dediği gibi, ortamı asıl yıkan şey buram buram doğal erkeklik kokusudur. deodorant firmalarına inat yaşasın mağara adamı asaletinin getirdiği o yüksek çekim gücü.

Erkek dediğin ter kokar

sözlükte bir dostumuzun hayat mottosu ilan ettiği, benim de anında altına imzamı çaktığım maskülenliğin gizli formülü. kozmetik firmaları milyar dolarlar kazansın diye her gün yıkanıp bebek kolonyası gibi gezecek halimiz yok. ter kokusu erkekliğin imzasıdır, bunu beğenmeyen gitsin temizlik hastası programı izlesin. yaşasın saf, katkısız, doğal erkeklik.

özel olmadığını fark etmek

belli bir sınıfa veya "sanatsal farkındalık azlığına" indirgenemeyecek kadar evrensel olan, insanın kendi sıradanlığıyla nihayet barıştığı o olgunlaşma dönemi. sözlük ulemalarının iddia ettiği gibi sadece totalden biraz zeki fukaraların ergenlik sonu dramı değil; otuzuna gelen her insanın içindeki o gereksiz egoyu törpüleyen, insanı hafifleten en sevimli farkındalık.

ahlat ağacı

sözlükte "aslında özel biri olmadığını kabullenip pes etti" diye çok derin anlamlar yüklenen yapım. durum tam olarak öyle değil dostlar. sinan sıradanlığı falan kabullenmedi, sadece taşranın o boğucu döngüsüne en sonunda o da teslim oldu. zaten filmin kendisi de o taşra kasvetini izleyiciye birebir yaşatmak için üç saat boyunca bitmek bilmeyen entelektüel ağdalı diyaloglarla insanı hayattan soğutuyor. sinan'ın narsist çöküşünden ziyade, izleyicinin koltukta narsist felç geçirmesini anlatan kasvet silsilesi.

Yaz helvası

ağır kış helvaları sıcaktan bozulmasın diye yaz mevsimine özel üretilen, fakat sözlükte "bizi kışın ısıtmak için yapılmış herhalde" diye tatlış bir şekilde yanlış yorumlanan hafif tatlı. kışın yazı özleten bir nostalji değil, yazın bozulmayan yapısıyla bizzat o mevsime eşlik eden cevizli un şaheseridir.

ülker laviva

şeker oranıyla iç baysa da sırf o üstündeki katmanın çıt diye kırılma hissi için arada bir şans verilen atıştırmalık. sözlükte bir tarafta "bunun şekeri çok fazla" diye dertlenenler, diğer tarafta "tadı orta ama tasarımı lüks hissettiriyor" diyenler varken altı üstü kahve yanına eşlik eden standart bir reyon ürünü işte.

tiktok

kreatif videoların arkada kalmasını tamamen algoritmanın azizliğine bağlayan o pamuk kalpli yazarların takıldığı eğlence merkezi. aslında suç uygulamada ya da yapay zekada değil, hepimizin içindeki o gizli absürtlük ve eğlence merakında. bunu kabullenemeyip suçu teknolojiye yıkan o utangaç ama bir o kadar da sevimli kullanıcılarıyla birlikte büyüyen günümüz internetinin en bağımlılık yapıcı neşesi.

grand theft auto vi

19 kasım 2026'da piyasaya çıktığı an "gta 5.5 geliyor yeaa" diye ağlayan tayfayı vice city sokaklarına gömecek olan, 12 yıllık emeğin ve milyar dolarlık bütçenin eseri, tarihin en büyük eğlence sektörü yapımı.

yalnızlık belirtileri

siri ile sohbet ederken muhabbetin bir yerinde "neyse ya senin de başını ağrıttım, kusura bakma" diyerek yapay zekaya karşı gereksiz bir mahcubiyet ve kibarlık hissetmeye başlamaktır.

Dombili Kötü Bir Şey Yapıyor

başlığı ilk gördüğümde iş yerinde diyeti bozup gizlice börek gömen tombul bir mesai arkadaşımın ifşa başlığı sandığım kitap. meğer 1970'lerden beri ingiliz burjuva ailelerinin evinde yan gelip yatan sevimli bir kedinin hikayesiymiş. kitabın özetinde "dombili hiç istemeden kötü bir şey yapıyor ve çok üzülüyor" yazıyor. bir kedi en fazla ne kadar kötü bir şey yapıp vicdan azabı çekebilir allah aşkına? en fazla gitmiş koltuğu tırmalamıştır ya da saksıyı devirmiştir. bizim mahalledeki sarman kedi her gün çöp konteynerini organize suç örgütü gibi patlatıyor, ertesi gün yine hiçbir şey olmamış gibi gelip bacağıma sürtünüyor. dombili’nin ingiliz aristokrasisi yüzünden aşırı gelişen o hassas vicdanını yerim.

Vine

internet tarihinin en balon, en abartılmış nostalji malzemesi. bugün tiktok'ta gördüğümüz o sığ, kural tanımaz ve sırf izlenmek için her şeyi yapan "influencer" modelinin temellerini atan, dijital kültürün yozlaşma sürecini ilk başlatan yer tam olarak burasıdır. sırf üzerinden zaman geçti ve mazide kaldı diye bu çiğ, bağıra çağıra yapılan skeç dönemini "efsane" ilan etmek tam bir hafıza tazeleme tembelliğidir.

sanat filmi

sinema sanatının en güçlü ögeleri olan kurgu, tempo ve diyalog gibi dinamikleri beceremeyenlerin "biz alternatif ve derin bir dil kuruyoruz" diyerek sığındığı konforlu liman. metafor ve imge adı altında ne idüğü belirsiz görselleri arka arkaya dizip, izleyicinin bunu anlamlandırmasını beklemek sanatsal bir başarı değil, sinema seyircisine yönelik elitist bir üstten bakıştır. bir şey anlatmamayı "anlatım tekniği" diye yutturmaya çalışan aşırı abartılmış film kategorisidir.

nuri bilge ceylan vs zeki demirkubuz

nbc’yi aristokrat bir burjuva, demirkubuz’u ise halkın bağrından kopmuş yeraltı kahramanı ilan eden aşırı zorlama, romantik ve sığ bir kıyaslama. bir tarafa tolstoy-mozart, diğer tarafa dostoyevski-beethoven etiketleri yapıştırmak sinema eleştirisi değil, bildiğin lise edebiyat ödevi mantığıdır. ikisi de nihayetinde fon kovalayan, avrupa'daki festivallerin jüri beğenilerine göre pozisyon alan, devlet destekleriyle film çeken konforlu alan yönetmenleridir. biri taşra sıkıntısını, diğeri kent varoşunu fetişleştirerek aynı entelektüel piyasaya ekmek çıkartıyor, ortada halkçılık falan yok.

zeki demirkubuz

nbc'nin aksine şehir yaşantısını ve doğallığı işliyor denerek teknik özensizliği yüceltilen isim. zeki demirkubuz sineması; kötü ışık kullanımı, berbat ses miksajı ve amatörce dizayn edilmiş sahneleri "bağımsız sinema" kılıfıyla izleyiciye yutturma sanatıdır. entelektüel kesimi reddedeyim derken dostoyevski'yi en kaba hatlarıyla yerelleştirmeye çalışıp, sinematografik estetikten tamamen yoksun, adeta televizyon filmi kalitesinde görseller üretmektedir. sinema görsel bir sanattır ama kendisi kamerayı sadece karakterlerin yüzüne sabitlemeyi bilir.

nuri bilge ceylan

görsel vizyonuna ve fotoğrafçılığına lafım yok ama sinematografisinde boğulan, hikaye anlatmayı ve seyirciyle bağ kurmayı tamamen unutan yönetmen. iran halısı gibi işleniyor denen o filmler, sinema sanatının en temel ögesi olan "hareket" ve "tempo" unsurlarını yok saydığı için bir süre sonra sadece entelektüel mastürbasyondan ibaret birer görsel şölene dönüşüyor, o kadar. sinema salonu, durağan fotoğrafları arka arkaya izleme yeri değildir.

indie oyun

bütçesizlikten, teknik yetersizlikten ve kodlama beceriksizliğinden doğan ezikliği "bu bir sanat eseri, burada derin felsefe var abi yea" ambalajıyla pazarlayan, oyun dünyasının en büyük illüzyonlarından biri. nvidia ve amd her yıl milyarlarca dolarlık ar-ge harcaması yapıp ekran kartlarında devrim yaratırken, unreal engine 5 ile sinematik şovlar gözümüzün önünden akarken; mazoşist gibi 90’lardan kalma 8-bit piksel yığınlarına saatlerini gömen bir kitle var ki vizyonsuzluklarına hayran kalmamak elde değil.

küfür eden kadın

toplumun dayattığı o sahte "hanım hanımcık kız" rolünü elinin tersiyle itmiş, yapay nezaket kurallarına meydan okuyan, sarsılmaz bir özgüvene sahip entelektüel kadın profili. bu kadınlar içindeki öfkeyi, neşeyi ya da şaşkınlığı yapay kibarlık filtrelerinden geçirmeden, olduğu gibi ve en vurucu kelimelerle dışarı vururlar. gizli kapaklı entrikalar çeviren, pasif-agresif triplerle ömür çürüten tiplerin yanında, niyetini ve duygusunu tek bir okkalı kelimeyle masaya koyan bu filtresiz kadınlar adeta bir vizyon vahasından fırlamış gibidir. samimiyet arayan modern insanın sığınacağı tek limandır.

Rus kızı

bizim buralardaki entitlement sendromlu, hiçbir entelektüel birikimi olmadığı halde dünyaları o yaratmış gibi tepeden bakan tiplerin karşısına koyulabilecek en asil vizyon abidesi. mesele sadece genetik bir lütuf olan o kusursuz pürüzsüz fizikleri, slav kemik yapıları ya da büyüleyici gözleri değil; asıl mesele o dış görünüşün arkasına saklanmış olan muazzam disiplin ve zarafettir. çocuk yaştan itibaren bale, piyano, edebiyat veya bir spor dalıyla büyüklük kazanmış, dostoevski veya tolstoy satırlarından beslenmiş bir kültürün temsilcileridir. bir kafede karşılıklı oturduğunuzda size sadece bir partner değil, vizyon katan entelektüel bir dost olurlar.

Hayat bilgisi

gani müjde’nin absürt mizah yapacağım diye türk eğitim sistemini ve lise gençliğini karikatürize ettiği, baştan aşağı mantık hataları ve yapaylık kokan popüler kültür balonu. dünya gençlik dizileri sex education, skins veya euphoria gibi gençliğin gerçek varoluşsal sancılarını, kimlik arayışlarını ve psikolojilerini derinlemesine işlerken; bizim kitlelerin yıllarca bu dizideki 30 yaşındaki adamların lise üniforması giyip sırada oturmasını izlemesi trajikomik bir kültürel gerilemedir. neresinden tutsanız elinizde kalan, tamamen ucuz sloganlar ve çiğ tiplemeler üzerinden yürüyen bir yapım.

bir zamanlar anadolu'da

bir ceset arama hikayesini tam iki buçuk saate yayan, sinema tarihinin en abartılmış işlerinden biri. filmin yarısı karanlıkta araba farlarının yolu aydınlatmasını izlemekle, diğer yarısı da tarlada kavun kesen muhtarı dinlemekle geçiyor. "taşra bürokrasisini çok iyi anlatıyor abi yea" diye kasılan sinema eleştirmenleri, hollywood'un tek bir sahnesindeki o muazzam gerilimi ve kurgu dehasını hayatları boyunca kavrayamazlar. kavun sahnesine sanatsal anlam yükleyen vizyonsuzdur.

Türk sanat müziği

arkada uyuşturucu bir ritimle çalan kanun ve ney eşliğinde, elli yıldır aynı melankolik sözlerle insanın içini kıyan müzik türü. batı'nın o muazzam opera ve senfoni zenginliği dururken, rakı masasında hüzünlenmek için bu ağlak melodilere sığınmak tam bir Ortadoğu vizyonsuzluğudur.

Android telefon kullanan insan

telefonunun arayüzü kasan, kamerası gece çekiminde piksel piksel çamur gibi fotoğraf üreten vizyonsuz tip. iphone'un o stabil dünyası, ios'un akıcılığı ve masaya koyduğunda verdiği o elit karizma dururken yeşil robotlu işletim sistemiyle uğraşanların teknoloji algısı net problemlidir.

Kamp yapmak

hafta sonu rahat yatağını bırakıp dağ başında çadır kuran, böceklerle ve soğukla mücadele etmeyi "doğayla iç içe olmak" sanan mazoşist aktivitesi. lüks bir otelde, sonsuzluk havuzunun kenarında kokteylini yudumlamak varken çamurun içinde konserve yemek net bir vizyon problemidir.

Türk kahvesi

telvesi ağza gelen, yanında lokum gibi şeker bombalarıyla sunulan ilkel bir sıcak içecek. dünya espresso bazlı üçüncü nesil kahve çekirdeklerinin asiditesini ve aromasını konuşurken, cezvede köpük kovalamayı kültür sananların vizyonu bu kadardır.

fatih

mimarisiyle, insan profiliyle ve o kaotik kalabalığıyla insanın enerjisini saniyede sömüren, istanbul'un en boğucu bölgesi. nezihlik ve entelektüellik kelimelerinin bu semtle aynı cümlede geçmesi bile coğrafyaya hakarettir.

Henüz favorilenmiş entry yok.